• info@insualerji.com.tr

Merak Ettikleriniz

İç ortamlarda bulunan ev tozu akarları, küf mantarları, evcil hayvan alerjenleri (kedi, köpek gibi);  fomaldehit gibi uçucu organik bileşikler,  NO2 gibi toksik gazlar duyarlılığı olanlarda; alerjik rinit, alerjik astım ve kronik öksürük gibi semptomları tetikleyebilir veya hastalık kontrolünü olumsuz etkileyebilir. Aynı şekilde, dış ortamda bulunan polenler de özellikle pencere ve kapıların açık bırakılmasıyla iç ortama girerek alerjik bireylerde semptomların şiddetlenmesine neden olabilir. 

Hava temizleyici ve elektrikli süpürge seçiminde, HEPA (High Efficiency Particulate Air – Yüksek Verimli Partikül Havası) filtre özelliklerine özellikle dikkat edilmelidir. Alerjenleri yüksek oranda tutabilen uygun HEPA filtreli ürünlerin tercih edilmesi, özellikle alerji kontrolü ve hava kalitesinin iyileştirilmesi açısından önemlidir.

Bu nedenle, iç ortam alerjenlerine karşı alınacak çeşitli önlemler, alerjik hastalıkların kontrolünde katkı sağlayabilir:

 

İç Ortam Havasının Temizlenmesi

  • HEPA filtreli hava temizleyicilerin kullanımı, iç ortam havasında bulunan toz akarları, küf sporları ve polen gibi partikül alerjenlerin miktarını azaltarak semptom kontrolüne katkıda bulunabilir.
  • Bu cihazlar yalnızca alerjik bireyler için değil, sağlıklı bireyler için de daha temiz ve kaliteli bir iç ortam havası oluşturur.
  • Özellikle VOC (uçucu organik bileşik),  partikül madde (PM10, PM2.5, PM0.1) ve NO2 gibi toksik gazlara karşı hava temizleyiciler etkili olabilir.

 

Alerjen Azaltıcı Ev Temizliği ve Malzeme Seçimi

  • HEPA filtreli elektrikli süpürgeler, halı ve yüzeylerde biriken ev tozu akarlarının etkin bir şekilde temizlenmesini sağlar. Anti-alerjik HEPA filtreli süpürgelerin sızdırmazlık özelliğinin de olduğu teyit edilmelidir. 
  • Anti-alerjik yatak ve yastık kılıfları, ev tozu akarlarına karşı bariyer oluşturarak gece boyunca maruziyeti azaltır.
  • Halı, peluş oyuncak, kalın perdeler gibi toz tutan eşyaların mümkün olduğunca azaltılması, daha sade, kolay temizlenebilir eşyaların tercih edilmesi önerilir.
  • Perdelerde stor perde gibi toz tutmayan kumaşların tercih edilmesi yararlıdır.

 

Evcil Hayvan Alerjenleri ile Mücadele

  • Kedi ve köpek gibi evcil hayvanlara duyarlılığı olan bireylerin, özellikle yatak odalarında bu hayvanları bulundurmamaları önerilir.
  • Evcil hayvanlarla temas (öpme, kucağa alma, yatakta uyuma) sınırlandırılmalı, mümkünse hayvanların yaşam alanları ayrı tutulmalıdır.
  • Evde hayvan alerjenlerini azaltmaya yardımcı olacak hava temizleyici cihazlar ve HEPA filtreli süpürgeler şikayetlerin azalmasına katkı sağlayabilir.
  • En uygun çözüm, mümkünse evcil hayvanın kalıcı olarak evden uzaklaştırılmasıdır.

 

Polen Alerjisine Karşı Dış Ortam Maruziyetinin Azaltılması

  • Bahçeli müstakil evlerde yaşayan bireyler, özellikle polen mevsimlerinde pencere ve kapıları kapalı tutarak dış ortam alerjenlerinin içeri girmesini önlemelidir.
  • HEPA filtreli hava temizleyiciler dış ortamdan içeriye giren polenleri tutmada faydalı olabilir.

 

Küf ve Nemle Mücadele

  • Küfe karşı duyarlılığı olan bireylerde, banyo, mutfak ve tuvalet gibi nemli alanların havalandırılması önemlidir.
  • Duş kabinlerde ve nemli yüzeylerde küf tutmayan malzemelerin kullanılması önerilir.
  • Canlı çiçekler ve iç mekan bitkileri küf sporlarını barındırabileceği için küf alerjisi olan kişilerde önerilmez.

 

Sağlıklı Yapı Malzemeleri Tercihi

  • VOC içermeyen duvar boyaları, formaldehit salınımı düşük mobilyalar, su bazlı yapıştırıcılar gibi malzemeler, hem alerjik bireylerde hem de çocuklar ve yaşlılar gibi hassas gruplarda solunum sağlığını korumada fayda sağlayabilir.

 

Split Klimalar Hakkında Bilgilendirme

  • Split klimaların çoğu modelinde anti-alerjik HEPA filtre bulunmaz ve bu cihazlar yalnızca soğutma/ısıtma amacıyla çalışır. Standart ev tipi split klimalar dışarıdan taze havayı alıp içeri vermez. İçerideki havayı sürekli devir daim yapar.
  • Bu nedenle alerjenleri tutma konusunda etkili değildirler. Alerjik bireylerde, standart split klima kullanılan ortamlarda ayrıca anti-alerjik HEPA filtreli hava temizleyici cihazların bulundurulması gerekebilir.
  • Standart split klimalar dışında bazı ev tipi klima modelleri dışarıdan belirli miktarda havayı çekip filtreleyerek içeri verebilir. Fakat çekilen dış hava miktarı genellikle sınırlıdır.

 

Ocak Seçimi

  • Gazlı ocaklar, doğalgaz veya LPG’nin yanmasıyla çalıştığı için pişirme sırasında karbondioksit (CO₂)  ve azot oksitler (NOₓ) gibi yanma ürünleri açığa çıkar. Bu gazlar kapalı ortamlarda hava kalitesini düşürür ve solunum sağlığını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle gazlı ocak kullanılırken mutlaka aspiratör veya davlumbaz çalıştırılmalıdır. Buna karşın indüksiyon ocakları, ısıyı elektromanyetik alanla doğrudan tencere tabanında oluşturur; yanma gerçekleşmediği için zararlı gaz çıkarmaz, havayı kirletmez ve daha güvenli, verimli bir pişirme ortamı sağlar.

Tedaviye Ek Destekleyici Önlemler

  • Tüm bu çevresel önlemler, alerjik hastalıklarda doktor tarafından planlanan farmakolojik ve/veya alerjen immünoterapi tedavilerine destekleyici olarak düşünülmelidir.
  • Doğrudan tedavi yerine geçmez ancak semptomların azalmasına ve hastalık kontrolünün sağlanmasına katkı sunabilir.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır.  İç ortam hava kalitesinin iyileştirilmesi ve alerjen yükünün azaltılmasına yönelik Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

Halk arasında “aşı tedavisi” olarak bilinen aeroalerjen immünoterapi, özellikle alerjik rinit (nezle) ve alerjik astım tedavisinde uzun yıllardır uygulanan, etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış bir tedavi yöntemidir.

 

Hangi Alerjenlerde Uygulanır?

Alerjik rinitli hastalarda ve bazı hafif-orta astımlı hastalarda, aşağıdaki inhalan alerjenlere karşı immünoterapi uygulanabilir:

  • Polenler (çayır, ağaç, yabani otlar)
  • Ev tozu akarları (mite)
  • Kedi ve köpek alerjenleri
  • Küf/mantar sporları

 

Ülkemizde en yaygın uygulamalar, genellikle:

  • Polen,
  • Ev tozu akarları,
  • Kedi ve köpek alerjenlerine karşı yapılmaktadır.

 

İmmünoterapinin başarısı, uygulandığı alerjenin türüne göre değişkenlik gösterse de, özellikle polen ve ev tozu akarı alerjilerinde başarı oranı oldukça yüksektir.  Fakat alerjik rinit ve alerjik astımda farmakolojik tedaviden ve korunma yöntemlerinden bağımsız olarak uygulanması önerilmez.

 

Hangi Durumlarda İmmünoterapi Uygulanır?

İmmünoterapi aşağıdaki durumlarda düşünülebilir:

  • Antihistaminik ve burun spreylerine rağmen semptomlar devam ediyorsa,
  • Hasta sürekli ilaç kullanmak istemiyor veya ilaçları bıraktığında şikayetleri hızla geri dönüyorsa,
  • İlaçlara karşı yan etki gelişmişse veya ilaçlar tolere edilemiyorsa,
  • Hastanın yaşam kalitesi alerji nedeniyle ciddi şekilde etkileniyorsa, immünoterapi planlanabilir.

 

Tedavi Süreci ve Etki Mekanizması

İmmünoterapi süresi genellikle 3 ila 5 yıl arasında değişmektedir.

Başlangıçta düşük dozlarla başlanır, belirli aralıklarla doz artırılarak devam edilir.
İdame doza ulaşıldığında uygulamalar ayda bir veya iki ayda bir olacak şekilde sürdürülebilir.
Tedavi sonunda çoğu hastada semptomlar belirgin şekilde azalır veya tamamen kaybolur.

İmmünoterapinin temel amacı, hastanın alerjiye neden olan maddeye karşı IgE tipi alerjik antikorlar yerine, alerjiye yol açmayan bağışıklık düzenleyici antikorların üretilmesini teşvik etmektir. Bu süreç, bağışıklık sistemini yeniden eğiterek alerjiye karşı tolerans geliştirilmesini sağlar.

 

Sonuç

Aeroalerjen immünoterapi (aşı tedavisi), seçilmiş hastalarda başarı oranı yüksek, güvenli ve uzun vadeli çözüm sunan bir tedavi yöntemidir. Uygun hasta seçimi ve uzman gözetiminde yürütüldüğünde, hem semptomların kontrolünde hem de yaşam kalitesinin artırılmasında oldukça etkilidir.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

Biyolojik ajanlar, günümüzde birçok kronik hastalığın tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Romatoloji, hematoloji, nöroloji, onkoloji ve dermatoloji gibi branşlarda uzun süredir klinik kullanımı mevcuttur. Ancak biyolojik tedavilerin en avantajlı ve güvenli şekilde kullanıldığı hastalık grubu arasında alerjik hastalıklar yer almaktadır.

 

Astımda Biyolojik Tedavi Kullanımı
Bu biyolojik ajanlar özellikle:
•    Ağır eozinofilik astım
•    Ağır alerjik astım olgularında kullanılmaktadır.
•    Sıklıkla sistemik kortikosteroid kullanan veya tekrarlayan astım atakları geçiren ağır astım hastalarında, biyolojik ajanlar:
      Kortizon ihtiyacını azaltmak,
      Atak sıklığını düşürmek,
      Astım kontrolünü sağlamak amacıyla etkili bir seçenek sunmaktadır.
•    Uygun hastada, uygun biyolojik ajan ile başlanan tedaviler, son derece yüz güldürücü sonuçlar verebilmektedir.

•    Ağır astımda kullanımı onaylanmış altı biyolojik tedavi bulunmaktadır. Bu tedavilerden üçü Türkiye'de ruhsatlıdır ve geri ödeme kapsamındadır.

 

Kronik Ürtiker ve Atopik Dermatit
•    Kronik spontan ürtiker hastalarında, yüksek doz antihistaminik tedavilere dirençli vakalarda, ülkemizde endikasyon ve geri ödeme kapsamında kullanılan biyolojik tedaviler mevcuttur.
•    Aynı şekilde, topikal tedavilere yanıtsız, sistemik tedavi ihtiyacı olan dirençli atopik dermatit olgularında da biyolojik ajanlar, uygun hasta seçimiyle başarılı şekilde kullanılabilmektedir.

 

Nazal Polipte Biyolojik Tedavi
Tip 2 (eozinofilik) nazal polip hastalarında;
•    Uzun süreli nazal kortikosteroid tedavilerine rağmen semptomları devam eden,
•    Cerrahi sonrası nüks yaşayan dirençli olgularda, biyolojik ajanlara yönelik uluslararası onay alınmıştır.

•    Ülkemizde bu alanda bazı biyolojik ajanlar ruhsatlandırılmış olmasına rağmen, henüz SGK geri ödeme kapsamında değildir.
•    Seçilmiş hasta gruplarında, tekrar eden cerrahiler ve kalıcı semptomlarla seyreden nazal poliplerde, biyolojik tedavilerle oldukça yüz güldürücü sonuçlara ulaşmak mümkündür.

 

Tedavi Süresi ve Konsensüs
Biyolojik ajanların tedavi süresi ile ilgili olarak halen net bir uluslararası konsensüs bulunmamaktadır.
Tedavi süresi;
•    Hastanın tedaviye verdiği yanıt,
•    İlacın güvenlilik profili,
•    ve klinik çalışmalardan elde edilen veriler doğrultusunda kişiye özel olarak belirlenmektedir.

 

Sonuç
Alerjik hastalıklarda biyolojik ajanlar, hem klinik etkinlik hem de güvenlik açısından güçlü bir tedavi seçeneği sunmaktadır.
Doğru hastada, uygun endikasyonla ve deneyimli bir ekip eşliğinde başlandığında, bu tedaviler yaşam kalitesini belirgin düzeyde artırabilir.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.
 

Alerjik Kontakt Dermatit (AKD), cildin belirli bir maddeye karşı alerjik bir reaksiyon göstermesi sonucu oluşan inflamatuar (iltihabi) bir cilt hastalığıdır. Temas edilen alerjen maddelere karşı bağışıklık sisteminin verdiği aşırı tepki sonucu gelişir. Genellikle kaşıntılı, kızarık, kabarcıklı ve bazen sızıntılı döküntülerle kendini gösterir.

 

Nedenleri (Alerjenler)

Duyarlı bireylerde AKD’ye yol açabilecek binlerce madde vardır. En sık karşılaşılan alerjenler:

 

Alerjen GrubuÖrnek Maddeler
MetallerNikel (takılar, saatler), Kobalt, Krom
KozmetiklerParfümler, saç boyaları (PPD), losyonlar
İlaçlarNeomisin, bacitracin, benzokain
BitkilerZehirli sarmaşık, mango, nergis
Lastik ürünleriLateks, tiuramlar
Temizlik ürünleriDeterjanlar, sabunlar, çözücüler

 

Kimlerde Görülür?

  • Her yaştan kişide görülebilir.
  • Kadınlarda kozmetik ve takı kullanımı nedeniyle daha sık görülür.
  • Bazı meslek grupları yüksek risk altındadır (bakınız aşağıda).

 

Riskli Meslek Grupları (Mesleki AKD)

MeslekMaruz Kalınan Alerjenler
KuaförlerSaç boyası, perma solüsyonları
Temizlik görevlileriDeterjanlar, dezenfektanlar
Sağlık çalışanlarıLateks, eldivenler, antiseptikler
İnşaat işçileriÇimento (krom), boya maddeleri
Takı üreticileriNikel, altın, metal alaşımlar

 

Belirtileri

Belirtiler genellikle temas yerinde ortaya çıkar ama alerjen yayılabilir. Tipik bulgular:

  • Kızarıklık (eritem)
  • Kaşıntı
  • Kabarcıklar (veziküller)
  • Sıvı sızıntısı
  • Pullanma, kabuklanma
  • Kronikleşirse: Cilt kalınlaşabilir (likenifikasyon), çatlaklar olabilir.

 

Tanı

 

1. Hikâye ve Klinik Değerlendirme

  • Belirtiler ne zaman başladı?
  • Yeni alınan ürünler, takılar, iş değişikliği var mı?
  • Ailede benzer durum var mı?

 

2. Yama Testi (Patch Test)

  • Altın standart tanı yöntemidir.
  • Sırt bölgesine potansiyel alerjenler yapıştırılır.
  • 48-72 saat sonra reaksiyonlar değerlendirilir.
  • Hangi maddeye karşı alerji geliştiği tespit edilir.

 

Tedavi

 

1. Alerjenin Belirlenip Uzaklaştırılması

  • Tedavinin en önemli adımıdır.
  • Alerjenle temas kesilmeden tedavi başarılı olmaz.

 

2. Topikal Tedaviler

  • Kortikosteroid kremler: İnflamasyonu azaltır.
  • Kalsinörin inhibötörü kremler: İnflamasyonu azaltır.
  • Nemlendiriciler: Derinin bariyerini güçlendirir.

 

3. Şiddetli Olgularda

  • Sistemik immünsüpresif tedaviler ve biyolojik ajanlar

 

Korunma ve Önleme

  • Alerjen tespit edilip uzaklaştırılmalıdır.
  • Hipoalerjenik nemlendiriciler kullanılabilir.
  • Duyarlılık gelişen maddelere temasın kaçınılmaz olduğu durumlarda eldiven kullanımı önerilir.
  • Eldiven içindeki maddelere karşı da duyarlılığı varsa, bu durumda non-lateks, tiuram, karbamat içermeyen eldiven kullanımı önerilir.
  • Kozmetik ve temizlik ürünleri dikkatle seçilmeli (hipoalerjenik).
  • Koruyucu bariyer kremleri kullanılabilir.

 

Alerjik Kontakt Dermatit ile Karışabilecek Diğer Hastalıklar

  • İrritan Kontakt Dermatit: Aynı zamanda temasla olur ama alerjik değil, doğrudan cilt tahrişi.
  • Atopik Dermatit
  • Seboreik Dermatit
  • Psoriazis

 

Sonuç

  • Alerjik Kontakt Dermatit, bağışıklık sisteminin bir maddeye karşı verdiği gecikmiş tip alerjik yanıttır.
  • Tedavi ve korunmada temel prensip, alerjen maddenin belirlenip temastan kaçınılmasıdır.
  • Yama testi, tanıda altın standarttır.
  • Etkili tedaviyle kontrol altına alınabilir, ancak alerjenle tekrar temas edilirse tekrarlar.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

Nazal polip, kronik sinüzitin bir alt tipi olarak sınıflandırılır. Klinik olarak kronik sinüzit,

  • Nazal polipli ve
  • Nazal polipsiz olmak üzere iki ana gruba ayrılır.

Nazal polipli kronik sinüzit ise Tip 1 (non-eozinofilik) ve Tip 2 (eozinofilik) olmak üzere iki alt tipe ayrılmaktadır.

Nazal polipin Türkiye’de ve Avrupa’da en sık karşılaşılan formu, Tip 2 nazal polipli kronik sinüzittir. Bu form:

  • Genellikle astım ile birlikte görülür,
  • Eozinofilik inflamasyonun (alerjik hücrelerin) yüksek olduğu,
  • Sık tekrarlayan ve
  • Cerrahi müdahaleye rağmen nüks etme potansiyeli yüksek olan bir hastalık formudur.

Ayrıca bu hastalıkta, nonsteroid antiinflamatuvar ilaç (NSAİİ)  yani ağrı kesici alerjileri de sıklıkla eşlik eder. Astım ve ağrı kesici alerjilerinin bir arada görüldüğü bu hastalarda tanı ve tedavi yönetimi daha zordur.

 

Klinik Belirtiler

Nazal polipli hastalarda en belirgin semptomlar:

  • Burun tıkanıklığı
  • Koku alamama (anosmi)
  • Geniz akıntısı
  • Yüzde basınç hissi
  • Baş ağrısı
  • Bazen de su gibi burun akıntısı görülebilir.

 

Alerjik nazal polip, hastaların kendi ifadeleriyle; sadece bir burun tıkanıklığı değil, koku alamama nedeniyle günlük yaşamı, iş performansını ve hatta duygusal bağı etkileyen ciddi bir sorundur.

  • "İlk çocuğumun kokusunu net bir şekilde alabiliyordum, ancak burun poliplerim çıktıktan sonra yeni doğan bebeğimin kokusunu alamaz oldum. Bu durum benim için çok yıpratıcı."
  • "İş yerinde koku alamamak, dikkatimi toplama ve iş performansımı ciddi şekilde etkiliyor. Ancak izin almak istediğimde 'Sadece burun problemi, neden bu kadar büyütüyorsun?' şeklinde tepkiler alıyorum."
  • “Koku alamamak yaşam kalitemi o kadar çok etkiliyor ki, bunu başkalarına anlatmak gerçekten zor. İnsanlar çoğu zaman bunun ne anlama geldiğini anlamıyor.”

 

Yaşam Kalitesi Üzerindeki Etki

Nazal polip, hayati tehlike oluşturan bir hastalık olmamakla birlikte,

  • Yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren,
  • Uyku kalitesini bozan,
  • Günlük ve sosyal yaşamı olumsuz etkileyen bir hastalıktır.

 

Tedavi Yöntemleri

  1. İlaç Tedavisi
    • Nazal kortikosteroid spreyler
    • Burun yıkama solüsyonları
    • Antibiyotik tedavisi
    • Sistemik steroidler (nadiren, gerektiğinde kısa süreli)
  2. Cerrahi Tedavi
    • Endoskopik sinüs cerrahisi uygulanabilir.
    • Ancak cerrahiye rağmen nüks oranı yüksektir.
  3. Biyolojik Tedaviler
    • Halk arasında “aşı tedavisi” olarak bilinen monoklonal antikor tedavileri, özellikle nüks eden ve ilaçlara dirençli olgularda etkili olabilir.
    • Ne yazık ki bu tedaviler henüz ülkemizde SGK geri ödeme kapsamına alınmamıştır.
  4. Aspirin Desensitizasyonu
    • Ağrı kesici alerjisi ile birlikte polip ve/veya astımı olan hastalarda uygulanabilir.
    • Polip şikayetlerinin azaltılmasında ve tekrar oluşumunun engellenmesinde etkilidir.

Bu tedaviler için uygun hasta profili belirlenmeli ve süreç uzman doktorlarca yönetilmelidir.

 

Sonuç

Nazal polip, özellikle astım ve ağrı kesici alerilerinin eşlik ettiği Tip 2 formda, yönetimi oldukça zor ve sık nüks eden bir hastalıktır. Yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. Ancak uygun hastalarda çok disiplinli olarak İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları ve Kulak Burun Boğaz hekimleri ile birlikte doğru tedavi yaklaşımlarıyla kontrol altına alınabilir ve semptomlar büyük ölçüde hafifletilebilir.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

Alerjik Rinit Nedir?
Alerjik rinit, polenler, ev içi ve dışı mantar sporları, kedi-köpek epitel proteinleri gibi hava yoluyla taşınan alerjenlere karşı duyarlılığı olan bireylerde ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu durum; burun kaşıntısı, hapşırma, burun tıkanıklığı ve burun akıntısı gibi belirtilerle kendini gösterir. Eğer bu semptomlar, kişinin yaşam kalitesini, günlük aktivitelerini, sosyal yaşamını, iş veya okul performansını ciddi şekilde etkiliyorsa, bu tablo “ağır alerjik rinit” olarak tanımlanır.
Eğer alerjene maruziyet sırasında gözlerde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık gibi belirtiler de eşlik ediyorsa, bu durumda alerjik konjonktivitten söz edilebilir. Alerjenler sıklıkla hem burunu hem de gözü aynı anda etkileyebilir.

 

Alerjik Rinitte Korunma ve Tedavi Yöntemleri
Tedavi yaklaşımı üç ana başlıkta ele alınır:
1.    Koruyucu Önlemler
2.    Farmakolojik Tedavi
3.    Alerjen İmmünoterapisi (uygun hastalarda)

 

1. Koruyucu Önlemler
Dış ortam alerjenlerine (özellikle polenlere) karşı:
•    Polen yoğunluğunun arttığı mevsimlerde dışarı çıkışların sınırlandırılması
•    Açık havada bulunurken geniş çerçeveli güneş gözlüğü kullanılması
•    Çimlerin yeni biçildiği ortamlardan uzak durulması
•    Eve girerken yüzün yıkanması
•    Ev havalandırmasının, polen yoğunluğunun düşük olduğu saatlerde yapılması

 

Ev tozu akarlarına karşı:
•    Halıların minimum düzeyde kullanılması (özellikle yatak odasında)
•    Yün yastık, yorgan ve yataklardan kaçınılması
•    Sık toz tutmayan stor perdelerin tercih edilmesi
•    Oda nem oranının %45’in altında tutulması, gerekiyorsa hava filtreleri veya anti-alerjik cihazların kullanılması
 

İç ortam mantarlarına karşı:
•    Banyo ve mutfak gibi alanlarda rutubet ve küf oluşumuna karşı önlem alınması
•    Evde canlı bitki bulundurulmaması (duyarlılığı olan hastalarda)

 

Evcil hayvan alerjisi olanlarda:
•    Mümkünse evde kedi veya köpek bulundurulmaması
•    Eğer bu mümkün değilse, kedi/köpek yatak odasına girmemesi
•    Kedi/köpek sarılmamak, öpmemek ve yüz teması kurulmaması
•    Kedi/köpek sık yıkanması, hipoalerjenik mamaların kullanılması (bu konular bilimsel olarak tartışmalıdır)
•    Anti-alerjik hava filtreleri kullanımı önerilebilir (Kanıt düzeyi D, uzman görüşü şeklinde önerilmektedir.)

 

2. Farmakolojik Tedavi
Ağır alerjik rinitte ilk basamak tedavi, topikal intranazal kortikosteroid spreylerdir. Şikayetlerin şiddetine göre antihistaminikler, lokal dekongestanlar ve diğer destek ilaçlar da eklenebilir.

 

3. Alerjen İmmünoterapisi (Alerji Aşısı)
Eğer:
•    Koruyucu önlemlere rağmen şikayetler azalmıyorsa,
•    Farmakolojik tedaviye rağmen yeterli yanıt alınamıyorsa,
•    Hasta ilaç kullanmak istemiyor ya da sürekli ilaç kullanmak zorunda kalıyorsa → Bu gibi durumlarda alerjen immünoterapisi uygun hastalarda düşünülmelidir.
Alerjen immünoterapisi, sadece belirli alerjenlere duyarlılığı olan ve o alerjene maruziyet ile şikayetleri ortaya çıkan ve testlerle tanısı netleştirilmiş hastalarda uygulanmalıdır. Tedavi süreci düzenli takibi gerektirir ve genellikle 3–5 yıl sürer.

Alerjik rinit ile benzer yakınmalara neden olabilen, ancak alerjiye bağlı olmayan farklı rinit türleri de vardır. Bu nedenle benzer şikayetlerinizin mutlaka alerjiden kaynaklandığını düşünmeden önce, doktorunuzun değerlendirmesi önemlidir.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

Anjiyoödem, başlangıç mekanizmasına göre alerjik (histamin aracılı) ve bradikinin aracılı olmak üzere iki ana gruba ayrılır.

 

Histamin aracılı alerjik anjiyoödem, halk arasında “alerjik ödem” olarak da bilinir ve daha sık görülen formudur. Bu tür anjiyoödem, tek başına ortaya çıkabileceği gibi sıklıkla ürtiker (kurdeşen) ile birlikte görülebilir. Göz çevresi, dudaklar, eller, ayaklar gibi vücudun farklı bölgelerinde belirgin şişliklerle kendini gösterir. Genellikle antihistaminik ve kortikosteroid tedavilerine iyi yanıt verir. Ancak antihistaminiklere dirençli olgularda, biyolojik ajanlar, bağışıklık sistemini modüle eden ya da baskılayan tedaviler kullanılabilir.

 

Bradikinin aracılı anjiyoödem ise, çoğunlukla genetik kökenli olup, C1 inhibitör adlı enzimin eksikliği veya fonksiyon bozukluğu ile ilişkilidir. Bu tip anjiyoödemler, antihistaminik ve kortikosteroid tedavilerine yanıt vermez ve tamamen farklı bir tedavi yaklaşımı gerektirir. Bradikinin aracılı herediter anjiyoödem daha çok erken yaşlarda görülür. Bradikinin aracılı olup kalıtsal olmayan anjioödemler ise daha çok ileri yaşta ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlarda romatizmal hastalıklar ve bazı hematolojik (kan) hastalıklar mutlaka araştırılmalıdır.

 

Ayrıca, bradikinin düzeyini artırarak anjiyoödeme neden olabilecek bazı ilaçlar da mutlaka sorgulanmalıdır. Bradikinin aracılı anjioödemde ayırıcı tanıda kanda bakılan C4, C1 inhibitör, C1 inhibitör fonksiyonu ve C1q gibi biyolojik belirteçlerin yanında gerektiğinde genetik testler tanıya katkı sağlayabilir.

 

Sonuç olarak, alerjik (histamin aracılı) ve bradikinin aracılı anjiyoödemler hem tedavi hem de takip yaklaşımları açısından birbirinden tamamen farklıdır. Bu nedenle doğru ayırıcı tanı konulması büyük önem taşır.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

Arı alerjileri, erişkin bireylerde çocuklara göre daha sık karşılaşılan alerjik reaksiyon nedenlerinden biridir. Özellikle arıcılıkla uğraşan kişiler –ister mesleki olarak ister hobi amaçlı– arı sokmasına daha fazla maruz kaldıkları için bu grupta görülme sıklığı artar. 
Bir kişi yüzlerce kez arı tarafından sokulmasına rağmen hiçbir reaksiyon göstermeyebilirken, bir sonraki sokmada ciddi bir alerjik reaksiyon, hatta anafilaksi gelişebilir. Bu durum öngörülemez olabilir.
Öte yandan, arıcılıkla ilgisi olmayan bir bireylerde de ikinci ve daha sonraki arı sokulmalarında nadir olmakla birlikte allerjik reaksiyon gelişme potansiyeli vardır:
•    Sadece lokal cilt bulguları (kızarıklık, kaşıntı, kabarıklık gibi),
•    Veya daha ciddi şekilde sistemik belirtiler (ürtiker, anjiyoödem),
•    Hatta hayati tehdit oluşturan anafilaksi ile karşılaşabilir.

 

Arı Sokmasına Bağlı Tepki Türleri
1.    Lokal Reaksiyon:

•    Sadece arının soktuğu bölgede sınırlı kızarıklık, şişlik, kaşıntı
•    Genellikle ciddi değildir ve birkaç gün içinde geçer

2.    Büyük Lokal Reaksiyon:

•    Sokma yerinde 10 cm’den büyük yaygın şişlik ve kızarıklık
•    Geçici olsa da rahatsız edicidir

3.    Sistemik Alerjik Reaksiyon:

•    Yaygın kaşıntı, döküntü, nefes darlığı, baş dönmesi, tansiyon düşüklüğü, bilinç kaybı gibi ciddi belirtilerle seyreder.
•    Acil tıbbi müdahale gerektirir.
 

Hangi Arıya Alerji Geliştiğini Nasıl Anlarız?
Bazı hastalar arı türünü tarif edebilir (örneğin bal arısı ya da yaban arısı), ancak bazen bu ayrım yapılamaz. Bu nedenle, alerji tanısı için şu yöntemler kullanılır:
•    Deri prick testleri: Deriye arı venomu damlatılarak yapılan testler.
•    Kan testleri (spesifik IgE): Bal arısı ve yaban arısına karşı gelişen antikor düzeyleri ölçülür.
•    Eğer hem bal arısına hem yaban arısına karşı pozitiflik saptanırsa, komponent düzeyinde testler yapılarak hangi arıya karşı daha baskın duyarlılık olduğu belirlenir.

 

İmmünoterapi (Arı Aşısı)
Arı sokmasına bağlı olarak sistemik alerjik reaksiyon (özellikle anafilaksi) geçirmiş bireylere, halk arasında “arı aşısı” olarak bilinen venom immünoterapisi uygulanabilir.
•    Bu tedavi, bal arısı veya yaban arısı venomuna karşı bağışıklık sistemini modüle etmeyi hedefler.
•    Uzun süreli koruma sağlar ve yeniden sokulmalarda ciddi reaksiyonları büyük oranda önler.
•    Tedavi başarısı çok yüksektir (%90’ın üzerindedir).

 

Adrenalin Oto-Enjektörü Taşımanın Önemi
Arı alerjisi olan kişilerin mutlaka  adrenalin oto-enjektörü taşımaları önerilir.
•    Bu ilaç, anafilaksi durumunda (solunum ve kardiyovasküler sistem gibi diğer sistemlerinde etkilendiği durumda) başladığında dakikalar içinde uygulanmalı
•    Ardından en kısa sürede acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.

 

Sonuç
Arı alerjileri, ciddi sonuçlar doğurabilecek ancak doğru tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabilen bir sağlık sorunudur.
•    Hangi arıya karşı alerji olduğu doğru şekilde tespit edilmeli,
•    Riskli bireylerde immünoterapi düşünülmeli,
•    Her zaman adrenalin oto-enjektörü taşınmalıdır.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.
 

Astım Nedir?

Astım, hava yollarının daralmasıyla seyreden, bronşların aşırı duyarlılığına bağlı gelişen kronik bir inflamatuvar hastalıktır. Temel olarak alerjik ve alerjik olmayan astım şeklinde sınıflandırılır. Ancak bu iki ana grup içerisinde de çeşitli astım alt tipleri mevcuttur.

Her astım hastalığı aynı değildir; hastalığın şiddeti, atak sıklığı ve tedaviye verilen yanıt bu alt tiplere göre farklılık gösterebilir. Bu nedenle astım, kişiye özel olarak değerlendirilmelidir.

 

Astımın Şiddetine Göre Sınıflandırılması

Astım, şiddetine göre genellikle iki gruba ayrılır:

  • Ağır (şiddetli) astım
  • Ağır olmayan (hafif ve orta şiddette) astım

Her iki grupta da tedavinin temeli, inhaler (solunum yoluyla uygulanan) ilaçlardır. Ancak bazı durumlarda yüksek doz inhaler kortikosteroid ve bronkodilatör (bronş genişletici)  ilaçlara rağmen hastalık kontrol altına alınamayabilir. Bu tür durumlarda ağır astımdan söz edilir.

 

Ağır Astım Ne Zaman Düşünülür?

  • Yüksek doz inhaler kortikosteroid ve uzun etkili bronkodilatör kullanımına rağmen semptomlar kontrol edilemiyorsa
  • Ya da bu tedavilerle ancak kısmi kontrol sağlanabiliyorsa → Hasta ağır astım olarak değerlendirilmelidir.

 

Ancak bu noktaya gelmeden önce dikkat edilmesi gereken bazı önemli unsurlar vardır:

  • Astım tanısının doğru ve net bir şekilde konulmuş olması
  • Hastanın ilaç tedavisine uyumlu olup olmadığının değerlendirilmesi
  • İlaçların doğru teknikle ve düzenli kullanılıp kullanılmadığının gözlemlenmesi
  • Astımı tetikleyen faktörlerin (sigara, alerjenler, enfeksiyon, reflü vb.) ortadan kaldırılması

 

Bu kontroller sağlandıktan sonra hastalık hala kontrolsüz seyrediyorsa, biyolojik tedavi seçenekleri gündeme gelebilir.

 

Astımda Korunma ve Tedavi Yöntemleri

Özellikle alerjik astımı olan bireylerde, alerjiye neden olan maddelerden uzak durmak tedavinin ilk basamağını oluşturur. Alerjen maruziyetinin azaltılması, semptomların kontrol altına alınmasına katkı sağlar.

Dış ortam alerjenlerine (özellikle polenlere) karşı:

  • Polen yoğunluğunun arttığı mevsimlerde dışarı çıkışların sınırlandırılması
  • Çimlerin yeni biçildiği ortamlardan uzak durulması
  • Ev havalandırmasının, polen yoğunluğunun düşük olduğu saatlerde yapılması

 

Ev tozu akarlarına karşı:

  • Halıların minimum düzeyde kullanılması (özellikle yatak odasında)
  • Yün yastık, yorgan ve yataklardan kaçınılması
  • Sık toz tutmayan stor perdelerin tercih edilmesi
  • Oda nem oranının %45’in altında tutulması, gerekiyorsa hava filtreleri veya anti-alerjik cihazların kullanılması

 

İç ortam mantarlarına karşı:

  • Banyo ve mutfak gibi alanlarda rutubet ve küf oluşumuna karşı önlem alınması
  • Evde canlı bitki bulundurulmaması 

 

Evcil hayvan alerjisi olanlarda:

  • Mümkünse evde kedi veya köpek bulundurulmaması
  • Eğer bu mümkün değilse, kedi/köpek yatak odasına girmemesi
  • Kedi/köpek sarılmamak, öpmemek ve yüz teması kurulmaması
  • Kedi/köpek sık yıkanması, hipoalerjenik mamaların kullanılması (bu konular bilimsel olarak tartışmalıdır)
  • Anti-alerjik hava filtreleri kullanımı önerilebilir (Kanıt düzeyi D, uzman görüşü şeklinde önerilmektedir.)

 

Astımı olan bireylerde yalnızca alerjenler değil, viral enfeksiyonlar da astım ataklarını tetikleyebilir. Bu nedenle hem alerjik hem de alerjik olmayan astım hastalarında enfeksiyonlardan korunmak önemlidir.

Astım kontrolünü olumsuz etkileyebilecek diğer faktörler şunlardır:

  • Tedavi uyumsuzlığu
  • İnhalasyon ilaçların doğru teknikte kullanılmaması
  • Reflü (gastroözofageal reflü hastalığı)
  • Geniz akıntısı (post-nazal akıntı)
  • Kronik sinüzit
  • Sigara kullanımı veya pasif içicilik
  • Obezite
  • Mesleki maruziyetler (toz, kimyasal buhar, gaz vb.)
  • Bazı ilaçlar (örneğin: ACE inhibitörleri, non-selektif beta blokerler)

 

Bu faktörlerin varlığı sorgulanmalı ve gerekiyorsa müdahale edilmelidir.

 

Astım hastalarında, özellikle ağır astımı olup sık solunum yolu enfeksiyonu geçirenlerde, aşağıdaki uygulamalar önerilebilir:

  • Grip aşısı (influenza): Yılda bir kez, sonbahar aylarında
  • Zatürre aşısı (pnömokok aşısı): Özellikle sık zatürre geçiren veya risk grubunda olan hastalarda önerilir

 

Astımda İlaç Tedavisi Temel Prensipleri

Astım tedavisi kademeli bir yaklaşımla yürütülür. Öncelikle:

  • Temel tedavi olarak inhaler kortikosteroidler ve bronkodilatörler verilir.
  • Şikayetler kontrol altına alındıktan sonra, bu tedaviler kademeli olarak azaltılır.
  • Ancak tamamen kesilmesi, özellikle ağır astım hastalarında önerilmez.
  • Hafif-orta  astımı olan hastalarda, kontrol sağlandıktan sonra tedavi kademeli azaltılarak kesilebilir; ancak gerektiğinde inahler kortikostreroidler ile birlikte rahatlatıcı ilaçlar (kısa/hızlı etkili bronkodilatörler) kullanılmaya devam edilir.

 

Biyolojik Tedaviler Ne Zaman Gerekli?

Biyolojik tedaviler, astımı tamamen ortadan kaldırmak için değil;

  • Astım araklarını engellemek,
  • Sık sistemik steroid (kortizon) kullanımına olan ihtiyacı azaltmak,
  • Kortizon bağımlılığını sonlandırmak,
  • ve hastalığı uzun vadeli kontrol altına almak amacıyla uygulanır.

 

Bu nedenle:

  • Hastada sürekli kortizon ihtiyacı varsa
  • Ataklar sık tekrar ediyorsa
  • Astım, klasik tedavilere rağmen kontrol edilemiyorsa →  Uygun hastalarda biyolojik  ilaçlar ek bir tedavi seçeneği olabilir.

 

Ancak unutulmamalıdır ki; bu tür tedavilerden önce hastanın ilaç uyumu, inhaler tekniği ve mevcut tedaviye düzenli devamı mutlaka sağlanmalıdır.

Biyolojik tedaviye uygun olmayan seçilmiş ağır astım hastalarında, uzun süreli azitromisin tedavisi ve bronşiyal termoplasti gibi eklme tedavi endikasyonları, astım yönetimi konusunda deneyimli uzman hekimler tarafından dikkatle değerlendirilmelidir.

 

Sonuç

  • Astım, doğru yönetildiğinde tamamen kontrol altına alınabilir bir hastalıktır.
  • Hastaların tedaviye düzenli uyması, kontrollerine gitmesi ve doğru ilaç kullanımı tedavinin başarısını doğrudan etkiler.
  • Biyolojik tedaviler, sadece gerekli hastalarda, klasik tedavilere rağmen hastalık kontrol edilemediğinde değerlendirilmelidir.
  • Hastaların, astımın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ve yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini bilmeleri çok önemlidir.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

Atopik dermatit, kronik (uzun süreli), tekrarlayan ve kaşıntılı bir cilt hastalığıdır. En sık bebeklik ve çocukluk döneminde başlar, ancak erişkinlerde de görülebilir. Genellikle egzama olarak da adlandırılır. Ciltte kuruluk, kızarıklık, kabuklanma ve kaşıntı ile kendini gösterir.

 

Atopik Dermatit Neden Olur?

Atopik dermatit tam olarak neden oluştuğu bilinmemekle birlikte, birçok faktörün etkili olduğu düşünülmektedir:

  • Genetik yatkınlık 
  • Bağışıklık sistemi hassasiyeti
  • Cilt bariyerindeki bozulmalar 
  • Alerjenler ve çevresel faktörler 

 

Belirtiler Nelerdir?

  • Yoğun kaşıntı (gece artabilir)
  • Ciltte kuruluk, kızarıklık, kabuklanma
  • Özellikle dirsek içleri, diz arkaları, yüz, boyun ve ellerde döküntü
  • Kaşıma sonucu ciltte kalınlaşma veya yaralar

 

Hastalığın Seyri

Atopik dermatit zaman zaman alevlenmelerle (ataklarla) seyreder. Stres, alerjen teması, hava değişimi, enfeksiyonlar gibi durumlar hastalığı tetikleyebilir.

 

Tedavi ve Yönetim

Atopik dermatit tamamen geçmese de uygun tedavi ve cilt bakımı ile kontrol altına alınabilir. Tedavi kişiye özel düzenlenir.

 

1. Cilt Bakımı

  • Nemlendiriciler: Cildin kuruluğunu önlemek için günde en az 2 kez kullanılmalıdır.
  • Ilık duş: Uzun ve sıcak duşlardan kaçınılmalı.
  • Nötral pH  sabunlar ve parfümsüz ürünler tercih edilmelidir.

 

2. İlaç Tedavisi

  • Topikal kortikosteroidler
  • Topikal kalsinörin inhibitörleri
  • Enfeksiyon varsa topikal ya da sistemik antibiyotik tedavisi gerekebilir.
  • Ağır olgularda sistemik tedaviler: İmmünsüpresif ve biyolojik tedaviler 

 

Sonuç 

Atopik dermatit yaşam kalitesini etkileyebilen bir hastalıktır ancak düzenli cilt bakımı, uygun ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabilir. Hastalıkla ilgili doğru bilgiye sahip olmak, etkili bir yönetim için en önemli adımdır.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

 

“Eozinofil” kelimesi, kelime kökeni olarak “eozin boyasını seven” anlamına gelir. Mikroskop altında incelendiğinde, bu hücreler eozinle boyandıklarında pembe renkte görünürler. Bu nedenle bu hücrelere “eozinofiller” adı verilmiştir. Eozinofiller, alerjik inflamasyon sürecinde önemli rol oynayan bağışıklık hücreleridir.

 

Eozinofil Değeri Ne Zaman Yükselir?

Eozinofillerin kanda yüksek bulunması, genellikle alerjik hastalıklarla ilişkilidir. Bu hastalıklar arasında şunlar yer alır: 

  • Alerjik rinit (nezle)
  • Alerjik astım
  • Nazal polip
  • Atopik dermatit
  • Alerjik bronkopulmoner aspergillozis

Ancak, eozinofil düzeyinin çok yüksek olduğu bazı durumlarda, yalnızca alerjik hastalıklarla açıklanamayan sistemik hastalıkların da araştırılması gerekebilir.

 

Eozinofili Hangi Hastalıklarda Görülür?

Kandaki eozinofil yüksekliği, aşağıdaki durumlarla ilişkili olabilir:

  • Paraziter enfeksiyonlar
  • Alerjik hastalıklar (rinit, astım, atopik dermatit, nazal polip)
  • Eozinofilik pnömoni (akciğer hastalıkları)
  • Hipereozinofilik sendromlar
  • Bazı vaskülitik hastalıklar (ör. Churg-Strauss sendromu – Eozinofilik Granülomatozis Polianjiitis)
  • Endokrin hastalıklar (ör. Addison hastalığı)
  • Bazı hematolojik hastalıklar (lösemi, lenfoma gibi)
  • İlaç reaksiyonları

 

Primer ve sekonder hipereozinofili

Eozinofil saysının çok daha yüksek olduğu durumlardır, artışı iki ana gruba ayrılır:

 

1. Sekonder (reaktif) hipereozinofili:

  • Eozinofilik akciğer hastalıkları, paraziter enfestasyonlar, atopik dermatit, alerjik nazal polip, bazı immün yetmezlikler gibi hastalıklara ikincil ortaya çıkabilir
  • Nedene yönelik tedavi ile eozinofil düzeyi normale dönebilir.

 

2. Primer hipereozinofili:

  • Kemik iliğinden klonal aşırı eozinofil üretimi ile ilişkilidir.
  • Bu durumda altta yatan bir hematolojik hastalık araştırılmalıdır.

 

Nedene Ulaşılamayan Durumlarda Ne Yapılır?

Eğer tüm detaylı tetkiklere rağmen hipereozinofiliye neden olan bir hastalık bulunamazsa, bu durumda “İdiopatik Hipereozinofilik Sendrom” tanısı konabilir. Bu hastalıkta;

  • Eozinofillerin kontrolsüz artışı,
  • Farklı organ sistemlerine zarar verebilir.

 

Takip ve tedavi, immünoloji ve alerji hastalıkları ve hematoloji uzmanlarının ortak takibi ile yürütülmelidir.

 

Sonuç

Eozinofiller, alerjik hastalıkların tanı ve takibinde önemli biyolojik göstergelerdir. Ancak düzeylerinin çok yüksek olması, sadece alerji değil, daha ciddi sistemik veya hematolojik hastalıkların habercisi olabilir. Bu nedenle, ayrıntılı değerlendirme ve multidisipliner yaklaşım gerektiren bir durumdur.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

Bağışıklık sistemi yetmezlikleri, genel olarak iki ana grupta incelenir:

  • Primer (birincil) bağışıklık yetmezlikleri
  • Sekonder (ikincil) bağışıklık yetmezlikleri

 

Sekonder Bağışıklık Yetmezliği Nedir?

Sekonder immün yetmezlik, sonradan kazanılan bağışıklık sistemi bozukluklarını tanımlar. Bu durum, bağışıklık sistemini baskılayan ya da zayıflatan çeşitli hastalıklar veya çevresel etkenler sonucunda gelişebilir.

Yaygın nedenler:

  • Diyabet mellitus
  • Kronik böbrek yetmezliği
  • Malnütrisyon (beslenme bozuklukları)
  • Kanserler ve kemoterapi
  • İmmünsüpresif ilaç kullanımı
  • Kronik enfeksiyonlar (örneğin HIV)

 

Primer Bağışıklık Yetmezliği Nedir?

Primer immün yetmezlik, bağışıklık sisteminin doğuştan gelen veya genetik nedenlere bağlı olarak düzgün çalışmaması durumudur. Çocukluk çağında daha sık görülmekle birlikte, bazı alt tipleri erişkin yaşta ortaya çıkabilir veya çocuklukta başlayıp erişkinliğe kadar devam edebilir.

 

Erişkinlerde nispeten daha sık karşılaşılan primer immün yetmezlik türleri:

  • Selektif IgA eksikliği
  • Yaygın değişken immün yetmezlik (CVID)
  • IgG alt grup eksiklikleri
  • Hiper IgE sendromu
  • Hiper IgM sendromu

 

Primer immün yetmezlikler, adeta bir “Olimpiyat halkası” gibidir. Bu bireylerde aynı anda:

  • Bağışıklık yetmezliği,
  • Otoimmün hastalıklar,
  • Alerjik hastalıklar,
  • Malignite riski bir arada bulunabilir.

 

Bu nedenle bu hastaların takibi yalnızca bağışıklık sistemi eksikliği açısından değil; diğer sistemik hastalıklar, otoimmüniteler, maligniteler ve alerjiler açısından da dikkatle değerlendirilmeli ve çoklu displiner yaklaşım benimsenmelidr.

 

Bağışıklık Yetmezliği Olan Hastalarda Dikkat Edilmesi Gerekenler

  • Özelleştirilmiş aşı planlaması,
  • Kişisel ve çevresel hijyenin artırılması,
  • Beslenme ve yaşam tarzı optimizasyonu, bu hasta grubunda oldukça önemlidir.

 

Tedavi Yaklaşımları

Antikor eksikliği tespit edilen hastalarda:

  • İmmünoglobulin (IVIG veya SCIG) replasman tedavisi uygulanabilir.
  • Enfeksiyonları önlemek amacıyla uzun süreli antibiyotik profilaksisi verilebilir.

 

Hangi Belirtilerde Primer İmmün Yetmezlik Düşünülmeli?

Aşağıdaki enfeksiyonların kişide sık görülmesi ve sık antibiyotik kullanımı ile düzelmesi, primer bağışıklık yetmezliğini düşündürmelidir:

  • Yılda birden fazla tekrarlayan zatürre, sinüzit, bronşit
  • Nadir görülen enfeksiyonların kişide sık tekrarlaması
  • Sık orta kulak enfeksiyonları
  • Ciltte veya genital bölgede tekraralayan mantar enfeksiyonları
  • Yara iyileşmesinde gecikme
  • Sürekli antibiyotik ihtiyacı

 

Bu tür bulgular görüldüğünde hasta mutlaka immünoloji ve alerji hastalıkları uzmanı tarafından da değerlendirilmelidir.

 

Sonuç

Bağışıklık yetmezlikleri, sadece enfeksiyonlara yatkınlıkla sınırlı olmayabilir. Ayrıca;

  • Alerjik hastalıklar,
  • Otoimmün hastalıklar,
  • Hatta bazı kanser türleriyle bir arada seyredebilir.

 

Bu nedenle primer immün yetmezlik tanısı alan hastaların, bütüncül bir bakış açısıyla ve multidisipliner yaklaşımla izlenmesi gerekmektedir. Erken tanı ve uygun tedavi ile enfeksiyonlar kontrol altına alınabilir, yaşam kalitesi artırılabilir.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır.  Erişkin yaş grubu bağışıklık sistemi yetmezlikleri konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz. 

 

Gebelik döneminde gelişen alerjik hastalıklar, hem hasta hem de hekim açısından ilaçların fetüs üzerindeki potansiyel olumsuz etkileri nedeniyle endişe yaratmaktadır. Alerjik astım, alerjik rinit, atopik dermatit, alerjik kontakt dermatit, nazal polip, ürtiker ve anjioödem gibi alerjik kökenli hastalıklar gebelik sırasında ortaya çıkabilir veya mevcut hastalıklar bu dönemde alevlenebilir.

 

Bu nedenle, tedavi planlaması yapılırken ilaçların yarar-zarar oranı dikkatle değerlendirilmelidir. Hekimler, gebelikte alerjik hastalıkların tedavisinde genellikle FDA gebelik kategorisi B olan ilaçları tercih ederler. Gebelik kategorisi C olan ilaçlar ise, annenin durumu göz önüne alınarak, risk-fayda analizi yapılarak reçete edilebilir.

 

Burada en önemli husus, ilaç kategori C olsa bile, tedavi edilmediği takdirde alerjik hastalığın hem anne hem de bebek üzerinde yaratabileceği olumsuz etkilerin dikkate alınmasıdır. Başka bir deyişle, alerjik hastalıklara yönelik ilaçların, gebelikte bebek üzerinde olası yan etkileri nedeniyle kullanılmaktan kaçınılması, bazı durumlara hastalığın ilaçla tedavisinden daha fazla zarara yol açabilir. Bu durum, hekim ve hasta tarafından mutlaka dikkatle değerlendirilmelidir.

 

Bu nedenle hasta-hekim iş birliği büyük önem taşımaktadır. Hastaya mevcut hastalığı, tedavi edilmediği durumda karşılaşılabilecek riskler ve kullanılacak ilaçların olası yan etkileri konusunda ayrıntılı bilgi verilerek, kişiye özel bir tedavi yönetimi planlanmalıdır.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

Gıda alerjileri genellikle çocukluk döneminde daha sık görülse de, erişkin yaş grubunda da giderek artan sıklıkta bildirilmektedir. Özellikle kuruyemişler, sebzeler, meyveler ve deniz ürünleri, erişkinlerde en sık alerjiye neden olan gıdalar arasında yer alır. Bununla birlikte, süt, yumurta, kakao gibi yaygın alerjenlerin yanı sıra, nadiren tüketilen bazı gıdalar da duyarlılığı olan erişkin bireylerde alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

 

Gıda Alerjilerinde En Temel İlke: Maruziyetten Kaçınmak

Alerjisi olan bireyler için en önemli korunma yöntemi, alerjen gıdanın tamamen diyetten çıkarılması ve her türlü temastan kaçınılmasıdır. Çünkü bazı bireylerde, alerjen gıda ile çok küçük miktarda bile temas, ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

 

Gıda alerjileri;

  • Hafif belirtilerle seyreden kızarıklık, kabarıklık, kaşıntı gibi cilt reaksiyonlarından,
  • Anafilaksi adı verilen hayatı tehdit eden, ağır ve ölümcül sonuçlara yol açabilen sistemik reaksiyonlara kadar geniş bir yelpazede ortaya çıkabilir.

 

Gizli Alerjen Maruziyetlerine Dikkat

Bazı durumlarda kişi, alerjen gıdayı doğrudan tüketmese bile farkında olmadan maruz kalabilir. Örneğin:

  • Yumurta alerjisi olan bir birey yumurta tüketmediğini düşünebilir, ancak içinde yumurta akı bulunan bir ürünü farkında olmadan tüketebilir.
  • Deniz ürünlerine alerjisi olan bir kişi, restoranda deniz ürünü içermeyen bir yemek siparişi verse bile, bu yemek aynı mutfakta ya da aynı kapta deniz ürünleriyle temas etmiş olabilir.

 

Bu tür durumlar, gizli alerjen maruziyeti olarak adlandırılır ve ciddi reaksiyonlara yol açabilir.

 

Acil Durumlar ve Adrenalin Oto-Enjektörü

Şiddetli gıda alerjisi olan bireylerin, olası anafilaksi reaksiyonlarına karşı her zaman adrenalin oto-enjektörü taşıması önerilir. Bu enjektörler;

  • Anafilaksi anında,
  • Kişi ya da yakını tarafından hemen uygulanmalı,
  • Ardından en kısa sürede acil servise başvurulmalıdır.

 

Sonuç

Gıda alerjileri, hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülebilen, dikkatli yönetilmediğinde hayati risk taşıyan bir sağlık sorunudur.

  • Alerjen gıdanın saptanması,
  • Maruziyetten kesin korunma,
  • Gizli gıdalara karşı farkındalık,
  • Gerektiğinde adrenalin oto-enjektörü taşınması, gıda alerjisi olan bireyler için kritik öneme sahiptir.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

İlaç alerjileri, erişkin yaş grubunda çocuklara kıyasla daha sık görülen önemli alerjik hastalıklardan biridir. Bu alerjik reaksiyonlar, bağışıklık sisteminin ilaca karşı aşırı ve anormal bir yanıt vermesi sonucu ortaya çıkar.

 

İlaç Alerjileri Hangi Belirtilerle Ortaya Çıkar?

İlaç alerjileri farklı sistemleri etkileyebilir ve belirtiler hafiften hayati tehlike oluşturabilecek şiddette olabilir. Sadece cilt bulguları şeklinde olabileceği gibi aşağıda belirtildiği gibi cilt bulgularına diğer sistem bulguları da eşlik ederek anafilaksi dediğimiz duruma yol açabilirler.

 

Cilt Bulguları

  • Kızarıklık, kabarıklık, kaşıntı
  • Kurdeşen (ürtiker)
  • Yüzde, dudakta, göz çevresinde şişlik (anjiyoödem)
  • Ciltte soyulma ve döküntüler [ör. Stevens-Johnson Sendromu (SJS), Toksik Epidermal Nekroliz (TEN) ağır tablolar]: İlaç alerjilerine bağlı gelişen en ciddi cilt tutulumudur.

 

Solunumsal Bulgular

  • Nefes darlığı
  • Öksürük
  • Hırıltılı solunum (wheezing)
  • Astım benzeri reaksiyonlar

 

Kardiyovasküler Sistem Bulguları

  • Tansiyon düşüklüğü
  • Baş dönmesi
  • Bayılma (senkop)
  • Anafilaktik şok

 

Gastrointestinal Bulgular

  • Bulantı
  • Kusma
  • Karın ağrısı
  • İshal

 

Not: Bazı ilaç alerjileri çok şiddetli olabilir ve acil servis başvurusu, hatta yoğun bakım ihtiyacı doğurarak hayatı tehdit edebilir .

 

Gereksiz ve Bilinçsiz İlaç Kullanımı Tehlikelidir

İlaç alerjilerinin önlenmesinde:

  • Akılcı ilaç kullanımı büyük önem taşır.
  • Hekimlerin sadece endikasyon dahilinde ilaç reçete etmesi,
  • Hastaların bilinçli şekilde ilaç kullanması gerekir.

 

Daha Önce Kullandığım İlaca Sonradan Alerji Gelişir mi?

Evet, önceden sorunsuz kullanılan bir ilaca karşı daha sonraki kullanımlarda alerjik reaksiyon gelişebilir. “Ben bu ilacı daha önce kullandım, hiçbir şey olmamıştı.” demek, ileride reaksiyon gelişmeyeceği anlamına gelmez. Aksine, bir ilaca karşı ne kadar çok maruziyet varsa, bağışıklık sisteminin o ilaca duyarlılık geliştirme ihtimali de o kadar yüksektir.

 

Tanı ve Test Süreci

  • Eğer bir ilaç alındıktan sonra alerjik reaksiyon geliştiyse, o ilacın çapraz reaksiyon göstermeyen alternatifleri değerlendirilebilir.
  • Aynı anda birden fazla ilaç alındıysa, hangisine karşı reaksiyon geliştiğini belirlemek için deri testleri (prick ve intradermal testler) yapılabilir.
  • Tanı kesinleştikten sonra, kişiye özel “ilaç alerji kartı” hazırlanmalı ve hasta bilgilendirilmelidir.

 

En Sık Alerji Geliştiren İlaçlar

  • Ağrı kesiciler (NSAİİ)
  • Antibiyotikler (özellikle penisilin ve sefalosporin grubu)

 

Ancak her türlü ilaç potansiyel olarak alerjik reaksiyon yapabilir.

 

Sonuç

İlaç alerjileri erişkinlerde önemli bir sağlık sorunudur. Alerjik reaksiyonlar hafif cilt belirtilerinden hayatı tehdit edici anafilaksiye kadar geniş bir yelpazede görülebilir. Bu nedenle:

  • Hekim gözetiminde akılcı ilaç kullanımı,
  • Doğru tanı ve testlerle alerjik ilacın belirlenmesi,
  • Uygun alternatiflerin tespiti büyük önem taşır.

 

Alerji saptandığında, hasta ve sağlık personeli mutlaka bilgilendirilmeli; hasta yanından ilaç alerji kartını eksik etmemelidir.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

İlaç desensitizasyonu, kişinin alerjisi olduğu bir ilacı, hayati bir zorunluluk nedeniyle kullanması gerektiği durumlarda başvurulan özel bir tedavi yöntemidir. Bu prosedür, ilaca karşı daha önce alerjik reaksiyon gelişmiş olmasına rağmen, ilacın çok düşük dozlardan başlanarak, belirli aralıklarla ve giderek artan miktarlarda verilmesi yoluyla uygulanır. Amaç, bağışıklık sistemini o ilaca karşı geçici olarak duyarsız hale getirmektir.

 

Ne Zaman Gerekir?

Desensitizasyon sadece şu durumlarda uygulanır:

  • İlgili ilaca karşı tanımlanmış bir alerji söz konusudur.
  • Bu ilacın yerine alternatif bir tedavi seçeneği yoktur.
  • İlacın kullanılmaması halinde hastanın hayati riski doğacaktır.

 

Kimler Uygulamalı?

Bu işlem, mutlaka immünoloji ve alerji hastalıkları uzmanları tarafından yapılmalıdır. Süreç öncesinde;

  • İlgili tedaviyi planlayan hekim ile alerji uzmanı arasında detaylı bir konsültasyon yapılmalı,
  • Hastaya, durumun ciddiyeti ve riskler hakkında açık ve anlaşılır bilgi verilmelidir.
  • Yazılı onam alınmalı ve işlem sırasında acil müdahale ekipmanları hazır bulundurulmalıdır.

 

Desensitizasyon sırasında hasta, alerjisi olan ilaca maruz kalacağı için uygulama mutlaka:

  • Hastane ortamında,
  • Yoğun gözlem altında,
  • Acil müdahale koşullarının sağlandığı birimlerde gerçekleştirilmelidir.

 

Sonuç

İlaç desensitizasyonu, her hasta için uygun olmayan, ancak gerekli durumlarda hayat kurtarıcı olabilen özel bir yöntemdir. Deneyimli alerji uzmanları eşliğinde, doğru hasta seçimi ve uygun koşullar sağlandığında başarı oranı yüksektir.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

İlkbahar ve yaz mevsimi alerjileri, sıcak havayla birlikte yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir, hatta bazı durumlarda hayatı tehdit edebilir. Bu dönemde en sık karşılaşılan alerjik hastalıklar arasında alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik konjonktivit (göz nezlesi) yer alır. Ayrıca polen duyarlılığı olan astım hastalarında bu dönemde astım semptomlarında belirgin kötüleşmeler görülebilir.

 

Bunun yanı sıra, soğuk suya/havuza girmeye bağlı gelişebilen soğuk ürtiker, vücut ısısı artışına bağlı kolinerjik ürtiker (ter alerjisi), havuz kloruna bağlı kontakt dermatit, fotokontakt dermatit, solar ürtiker, sıcak ürtikeri, arı ve böcek sokmalarına bağlı alerjiler, yaz aylarında sık karşılaşılan diğer alerjik durumlardır. Ancak bu alerjilerle ilgili bilgi sahibi olmak, gerekli hazırlıkları yapmak ve doğru tedavi yöntemlerini uygulamak, yaz mevsimini ve tatilinizi sorunsuz geçirmenize yardımcı olur.

 

Alerjik Rinit / Alerjik Konjonktivit / Alerjik Astım

Özellikle çimen ve hububat polenlerine karşı alerjik duyarlılığı olan bireylerde, ilkbahar ve yaz aylarında polen maruziyeti ile birlikte;

  • Burun kaşıntısı,
  • Hapşırık, burun akıntısı ve tıkanıklık,
  • Gözlerde sulanma, kaşıntı ve kızarıklık,

 

gibi şikayetler gelişebilir. Bu durum, özellikle gece uykularını bölebilir; iş ve sosyal yaşamı olumsuz etkileyerek yaşam kalitesinde ciddi düşüşe yol açabilir. Polen alerjisi olan astım hastalarında ise bu dönemde astım kontrolü bozulabilir.

 

Polenlere Karşı Alınabilecek Önlemler:

  • Polen yoğunluğunun fazla olduğu günlerde dışarı çıkarken maske ve geniş çerçeveli gözlük kullanılmalıdır.
  • Nisan ayı öncesinde araçların polen filtreleri değiştirilmelidir.
  • Polen mevsiminde kapı ve pencereler polen yoğun olduğu zamanlarda kapalı tutulmalıdır.
  • Egzersiz veya yürüyüş için polen yoğunluğu düşük olan akşam saatleri tercih edilmelidir.
  • Dış ortamdan eve gelince duş alınmalı, giysiler değiştirilmelidir.

 

Bu önlemler, semptomları hafifletmekle birlikte genellikle ilaç tedavisi (antihistaminikler, nazal steroidler) de gereklidir. Önlem ve ilaç tedavisine rağmen kontrol sağlanamıyorsa, polen immünoterapisi (alerji aşısı) uygulanabilir. Astım hastalarının ise bu dönemde düzenli ilaç kullanımına devam etmeleri, gerekirse doktor kontrolünde doz ayarlamaları yapmaları önemlidir.

 

Polen-Gıda Alerjisi Sendromu (Oral Alerji Sendromu)

Bazı bireylerde sadece polenlere değil, aynı zamanda bu polenlerin yapısına benzer proteinleri içeren çiğ meyve, sebze ve ağaç yemişlerine karşı da reaksiyon gelişebilir. Bu durum, Oral Alerji Sendromu (OAS) olarak bilinir.

 

Belirtileri şunlardır:

  • Dudaklarda karıncalanma
  • Ağız ve dilde kaşıntı
  • Hafif şişlik
  • Boğazda gıcık hissi

 

Eğer bu belirtileri yaşıyorsanız, daha ciddi gıda alerileriyle karışabileceğinden mutlaka hekiminize başvurmalısınız.

 

Arı ve Böcek Alerjileri

Arı ve böcek sokmaları çoğunlukla lokal reaksiyonlarla sınırlıdır, ancak bazı bireylerde hayatı tehdit edebilen anafilaksi gelişebilir.

 

Duyarlılığı olanlarda korunmak için öneriler:

  • Açık hava aktiviteleri (kamp, yüzme, bisiklet, bahçecilik) sırasında uzun kollu giysiler, şapka ve kapalı ayakkabılar tercih edilmelidir.
  • Açık havada yiyecek ve içecek tüketimi arı ve böcekleri çekebilir. Kutulu/şişeli içecekler tüketilmeden önce mutlaka içi kontrol edilmelidir.
  • Hafif reaksiyonlar için soğuk kompres ve antihistaminikler yeterlidir.
  • Daha önce ciddi arı alerjisi (anafilaksi) geçiren bireyler mutlaka adrenalin otoenjektörü (epinefrin kalemi) taşımalıdır.
  • Arı alerjisi olan uygun vakalarda arı venom immünoterapisi (aşı tedavisi) uygulanabilir; bu tedavi oldukça etkilidir.

 

Soğuk Ürtikeri

Soğuk hava, su veya cisimlerle temas sonrası ciltte kızarıklık, kabarıklık ve kaşıntı ile seyreden bir ürtiker türüdür. Soğuk suda yüzme, en sık tetikleyici faktördür. Bazı bireylerde ani soğuk maruziyeti sonrası anafilaksi gelişebilir.

 

Öneriler:

  • Su aktiviteleri mutlaka gözetim altında yapılmalıdır.
  • Soğuk anafilaksisi olan bireyler adrenalin otoenjektörü taşımalıdır.
  • Ani ısı düşüşlerinden kaçınılmalıdır.

 

Güneş Alerjileri

Güneşe maruz kaldıktan sonra gelişen solar ürtiker, fotokontakt dermatit ve diğer fotodermatozlar güneş alerileri arasında yer alır. Güneş ışığına maruz kalındığında kaşıntılı, kırmızı ve kabarık döküntüler ortaya çıkar.

Korunmak İçin:

  • 10.00–17.00 saatleri arasında güneşe çıkmaktan kaçının.
  • Işığa duyarlılığa neden olan ilaçlar (ör. tetrasiklin, izotretinoin) kullanılıyorsa güneşe çıkmayın.
  • Geniş kenarlı şapka, uzun kollu kıyafetler ve SPF 30+ güneş koruyucu kullanın.
  • Cildi serin tutacak nemli kompresler uygulayın ve bol su tüketin.

 

Kolinerjik Ürtiker (Ter Alerjisi)

Ter bezlerindeki sinir uçlarının uyarılmasıyla ortaya çıkar. Terleme, sıcak duş, egzersiz, stres gibi durumlarda toplu iğne başı büyüklüğünde küçük, kaşıntılı kabartılar oluşur.

 

Önleme Yolları:

  • Sıcak cildi soğuk suyla serinletin.
  • Bol, nefes alabilen kıyafetler tercih edin.
  • Terletici ağır egzersizlerden kaçının.
  • Serin ortamlarda bulunmaya özen gösterin.
  • Stresten uzak durun, stres yönetimi teknikleri öğrenin.

 

Klor Alerjisi (Kontakt Dermatit)

Havuzdan sonra gelişen kızarıklık ve kaşıntı genellikle klorun cildi tahriş etmesine bağlıdır. Alerjik olmaktan ziyade tahriş edici kontakt dermatit olarak tanımlanır. Klor ayrıca, kontrolsüz astım hastalarında semptomları alevlendirebilir.

 

Önlemler:

  • Havuza girmeden önce ince bir tabaka vazelin veya bariyer krem sürün.
  • Havuz sonrası hemen duş alın.
  • Cildi nemlendirici ile destekleyin.
  • Astım hastaları havuz kullanmadan önce kurtarıcı ilaçlarını yanlarında bulundurmalı ve klor oranı iyi ayarlanmış havuzları tercih etmelidir.

 

Sonuç

Yaz mevsimi; güneş, doğa ve açık hava aktiviteleriyle dolu olsa da, alerjik bireyler için bazı riskler barındırır. Polen alerjileri, arı sokmaları, güneş ışığı, terleme, soğuk su gibi faktörler duyarlılığı olanlarda yaz aylarında alerjik şikayetleri artırabilir.

Bu nedenle alerjilere karşı önlem almak, belirtileri tanımak ve doğru tedavi yöntemlerini uygulamak, yaz aylarını daha konforlu ve güvenli geçirmenizi sağlayacaktır.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

Kronik kaşıntı, yaşam kalitesini oldukça olumsuz etkileyen önemli bir şikâyettir. Kaşıntıya eşlik eden cilt lezyonlarının varlığı ve tipi, altta yatan hastalık hakkında ipuçları verebilir. Örneğin, kızarma, kabarma ve kaybolup tekrar ortaya çıkma şeklinde bir tablo varsa bu durum ürtiker olarak adlandırılır. Dirençli seyreden ürtiker olgularında ise ayırıcı tanıda ürtikeryal vaskülit ve otoinflamatuar hastalıklar gibi benzer klinik tablolar göz önünde bulundurulmalıdır.

 

Eğer kaşıntılar deride yaralara (eksoriyasyonlara) yol açıyorsa, şu hastalıklar akla gelmelidir:

  • Skabies (uyuz): Özellikle geceleri artan kaşıntı, el parmak araları ve göbek çevresinde yoğunluk gösteren, sillion adı verilen küçük tünel benzeri yapılarla karakterizedir. Evde başka bireylerde de kaşıntı mevcutsa bu tanı daha da olası hale gelir.
  • Atopik dermatit (alerjik egzema)
  • Dermatitis herpetiformis (gluten duyarlılığına bağlı gelişen döküntülü kaşıntılar)
  • Pemfigus
  • Nörodermatit

 

Bu hastalıkların bir kısmı alerjik patofizyolojiye sahip olup dikkatli bir değerlendirme gerektirir.

 

İleri yaş grubunda ise cilt kuruluğu (kserozis), kaşıntının en sık nedenlerinden biridir. Ayrıca erişkin bireylerde nadir de olsa bazı malignite türleri (kanserler) veya kollajen doku hastalıkları (romatolojik hastalıklar) ciltte kaşıntı şeklinde bulgu verebilir. Özellikle tıkayıcı sarılık, karaciğer, pankreas ve böbrek yetmezliklerinin ileri evreleri, kaşıntının diğer önemli sistemik nedenleri arasında yer alır.

 

Kırsal bölgede yaşayan, hayvancılıkla uğraşan ve yalın ayak toprakta sık dolaşan bireylerde, yaygın cilt kaşıntısı söz konusuysa paraziter hastalıklar da mutlaka değerlendirilmelidir.

 

Yaygın ancak yanlış bilinen bir inanış da, gıdaların kronik kaşıntıya neden olabileceği düşüncesidir. Oysa ki, gıdalara karşı gelişen reaksiyonlar kronik kaşıntının nedeni değildir. Bu durumun tek istisnası, gluten duyarlılığına bağlı dermatitis herpetiformis hastalığıdır.

 

Tedavi

Kronik kaşıntının etkili şekilde tedavi edilebilmesi için öncelikle altta yatan nedenin tespit edilmesi gerekir. Nedene yönelik uygun tedavi ile kaşıntı genellikle kontrol altına alınabilir.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

Öksürük refleksi, aslında vücudun doğal bir savunma mekanizmasıdır. Yoğun toz, duman ya da kimyasal maddelere maruz kalındığında; ya da sıvı veya katı gıdalar az miktarda da olsa solunum yollarına kaçtığında, öksürük refleksi devreye girerek bu yabancı maddelerin hava yollarından atılmasını sağlar. Aynı şekilde, solunum yollarında gelişen mikrobik enfeksiyonlarda oluşan balgam da öksürükle dışarı atılır.

 

Ancak kronik öksürük ya da diğer adıyla müzmin öksürük, sekiz haftadan uzun süren, inatçı bir öksürük türüdür. Kronik öksürüğü olan bireyler, sağlıklı kişilerin etkilenmeyeceği düzeydeki toz, duman ya da kokulara karşı dahi öksürük refleksi gösterebilir. Başka bir ifadeyle, bu kişilerin öksürük eşik değeri düşmüştür, hava yolları aşırı duyarlı hale gelmiştir.

Hastalar, bazen konuşmalarını sürdüremeyecek kadar yoğun öksürük yaşadıklarını ifade eder. Özellikle konuşma, gülme ya da soğuk havaya çıkma gibi durumlarda öksürük artabilir. Bazı vakalarda öksürük o kadar şiddetli olur ki; idrar kaçırma, öğürme, kusma, baş ağrısı, mide fıtığı, bel fıtığı gibi sonuçlara yol açabilir. Nadir ama ciddi vakalarda ise, gözde kanama, kaburga kırığı, kadın hastalarda genital organ sarkmaları, ya da göğüs kafesinde mediasten bölgesine hava kaçağı gibi komplikasyonlar gelişebilir. Özetle, kronik öksürük, yaşam kalitesini ciddi düzeyde bozan bir durumdur. Bu nedenle, öncelikle öksürüğün nedeninin tespit edilmesi ve altta yatan hastalığın tedavisine yönelik doğru yaklaşımın belirlenmesi gerekir.

 

Kronik Öksürüğün Olası Nedenleri

Kronik öksürüğün pek çok nedeni olabilir. Öksürüğe eşlik eden balgam, balgamda kan, nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüs ağrısı, kilo kaybı, iştahsızlık, ateş gibi belirtilerin varlığı mutlaka sorgulanmalıdır. Hastanın öksürük tipi ve eşlik eden diğer semptomlara göre ilk aşamada istenebilecek tetkikler şunlardır:

  • Akciğer görüntüleme yöntemleri (akciğer grafisi)
  • Kan testleri
  • Solunum fonksiyon testleri
  • Alerji testleri

 

Erişkinlerde kronik öksürüğün en sık nedenleri arasında şunlar yer alır:

  • Astım
  • Gastroözofageal reflü hastalığı 
  • Üst solunum yolu öksürük sendromu (alerjik rinit, kronik sinüzit, nazal polip vb.)
  • KOAH
  • Bronşektazi
  • Bronşiolit
  • Akciğer enfeksiyonları (pnömoni, tüberküloz)
  • Akciğer kanserleri
  • İnterstisyel akciğer hastalıkları
  • Kalp yetmezliği

 

Akciğer filmi normal olan ve kronik öksürük şikayeti bulunan hastaların büyük çoğunluğunda; astım, üst solunum yolu öksürük sendromu ve reflü hastalığı gibi üç ana nedenden biri söz konusu olabilir. Bu nedenle bu hastalıklar öncelikle değerlendirilmelidir. Bununla birlikte, hastanın kullandığı ilaçlar da sorgulanmalıdır. Özellikle ACE inhibitörleri gibi bazı tansiyon ilaçları kronik öksürüğe yol açabilir. Ayrıca sigara kullanımı, mesleki toz ve kimyasal maruziyet öyküsü de dikkatle incelenmelidir.

 

Viral Enfeksiyon Sonrası Devam Eden Öksürük

Özellikle viral üst solunum yolu enfeksiyonları sonrası geçmeyen öksürük tarifleyen, yapışkan ve zor çıkarılan balgamı olan, boğazda sürekli gıcık hisseden hastalar; astım, bronşiolit ve öksürük hipersensitivite sendromu açısından değerlendirilmelidir. Gerekli ayırıcı tanı testleri yapılmalıdır.

 

Sonuç

Kronik öksürük, yaşam kalitesini ciddi düzeyde etkileyen bir sorundur. Altta yatan nedenin mutlaka detaylı şekilde araştırılması ve uygun tedavi yönteminin belirlenmesi gereklidir.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

Kış döneminde havaların soğuması, kapalı ortamlarda geçirilen sürenin artması ve viral solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görülmesi; bazı alerjik hastalıkların bu dönemde alevlenmesine veya ortaya çıkmasına yol açabilir. Bunlar arasında astım, alerjik rinit ve soğuk ürtikeri gibi hastalıklar yer alır.

 

Astım

Bu mevsimde halı, yorgan ve battaniye gibi ev tozu akarları (mite) için uygun yaşam koşullarının oluşması, özellikle ev tozu akarı duyarlılığı olan astımlı bireylerde bu alerjene maruziyeti artırır ve astım kontrolünü olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle ev tozu akarlarına karşı duyarlılığı olan bireylerde (alerji deri testleri ile saptanabilir; deri testi yapılamayan bireylerde ise kanda bu alerjene karşı antikor yanıtı incelenebilir) çeşitli önlemlerin bir arada uygulanması, uzman görüşü düzeyinde (kanıt D)olarak fayda sağlayabilir.

 

Ev Tozu Akarları Hakkında Bilgi:

Ev tozu akarları gözle görülmeyecek kadar küçük canlılardır. Nemli, karanlık ve sıcak ortamlarda yaşarlar. İnsan derisinden dökülen parçalarla beslenirler. Alerjen etkisi esas olarak dışkılarından kaynaklanır. Bu yapışkan dışkı parçacıkları çeşitli yüzeylere tutunur ve küçük hava akımlarıyla sürekli olarak ortama yayılır. En sık bulundukları yerler: yatak, yorgan, yastık, halı, kumaş kaplı mobilyalar ve pelüş oyuncaklardır.

 

Korunma Yolları:

  • Evin düzenli havalandırılması sağlanmalı, rutubet önlenmelidir.
  • Ev işi yaparken maske kullanılmalıdır.
  • Haftada en az bir kez güçlü bir bir elektrik süpürgesi ile temizlik yapılmalıdır (anti-alerjik HEPA filtreli veya su filtreli süpürgeler tercih edilmelidir).
  • Özellikle yatak odasında halı bulundurulmamalıdır.
  • Tüylü ve içi dolgulu oyuncaklar ortamdan uzaklaştırılmalıdır.
  • Yatak takımları haftada en az bir kez, 60°C’nin üzerinde yıkanmalıdır.
  • Yatak, yorgan ve yastıklar anti-alerjik özel kılıflarla kaplanabilir.

 

Soğuk Hava ve Viral Enfeksiyonların Etkisi:

Kış mevsiminde viral solunum yolu enfeksiyonları daha sık görülür. Astımı kontrol altında olmayan bireylerde bu enfeksiyonlar astım ataklarına neden olabilir veya hastalığın kontrolünü daha da zorlaştırabilir. Ayrıca, özellikle yeterli ve düzenli antiinflamatuvar tedavi almayan bireylerde soğuk hava maruziyeti astım şikayetlerini artırabilir. Bu nedenle hastaların kış öncesinde doktor kontrolünden geçerek gerekli tedavi planlarını yaptırmaları büyük önem taşır.

 

Alerjik Rinit

Alerjik nezle, halk arasında genellikle ilkbahar dönemiyle ilişkilendirilen polen alerjisi (saman nezlesi) olarak bilinse de, bu hastalık polen dışı etkenlerle kış döneminde de şiddetlenebilir ve yıl boyu sürebilir. Kış döneminde belirginleşen ve yıl boyunca devam eden alerjik rinitin en sık nedeni ev tozu akarlarıdır. Ayrıca, kedi alerjisi ya da iç ve dış ortam mantarlarına duyarlılığı olan bireylerde de bu tablo gözlenebilir.

Ev tozu akarına duyarlılığı olan alerjik rinitli bireylerin alabileceği önlemler, astım bölümünde yer alan önlemlerle benzerdir.

 

Soğuk Ürtikeri

Alerjik astım ve alerjik rinit kadar yaygın olmayan bu uyarılabilir kronik ürtiker çeşidi, duyarlı bireylerde soğuğa maruz kalan bölgelerde kızarıklık, kabarma ve kaşıntı (bazı durumlarda ağrılı kaşıntı) ile kendini gösterir. Soğukla temas ortadan kalktığında lezyonlar da kaybolur.

 

En sık tetikleyicisi soğuk suda yüzmektir. Bazı bireylerde özellikle tüm vücudun soğuk suya (deniz, havuz, soğuk duş) maruz kalmasıyla birlikte anafilaksi olarak tanımlanan ciddi alerjik reaksiyonlar gelişebilir. Soğuk ürtikeri tanısı, klinikte kolaylıkla uygulanabilen buz testi ile konulabilir.

 

Korunma Yöntemleri:

  • Soğuk havalarda sıkı giyinmek
  • Yüzü soğuktan korumak için atkı kullanmak
  • Kulaklar için koruyucu kulaklıklar kullanmak
  • Vücut sıcaklığındaki ani düşüşlerden korunmayı öğrenmek

 

Sonuç

Kış aylarında soğuk hava, kapalı alanlarda daha fazla zaman geçirilmesi ve artan enfeksiyonlar; astım, alerjik rinit ve soğuk ürtiker gibi alerjik hastalıkların şiddetlenmesine neden olabilir. Özellikle ev tozu akarları astım ve alerjik rinitin başlıca tetikleyicilerindendir. Soğuk ürtiker ise soğukla temas sonucu ciltte alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Bu hastalıkların kontrolü için koruyucu önlemler alınmalı ve düzenli doktor takibi ihmal edilmemelidir.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.

Ürtiker, halk arasındaki adıyla kurdeşen (dabaz), hayatı tehdit eden bir hastalık olmamakla birlikte yaşam kalitesini oldukça olumsuz etkileyebilen bir durumdur. Zaman zaman anjiyoödem olarak adlandırılan, vücudun belirli bölgelerinde gelişen şişlikler de bu hastalığın bir parçası olabilir.
 

Ürtiker hastalığında, “ürtika” olarak adlandırılan cilt lezyonları kızarıklık, kabarıklık, kaşıntı ve kaybolup tekrar çıkma şeklinde kendini gösterir. Bu tablo altı haftadan kısa sürerse "akut ürtiker", altı haftadan uzun sürerse "kronik ürtiker" olarak adlandırılır.
 

Her bireyin hayatı boyunca yaklaşık %20 oranında akut ürtiker geçirme potansiyeli vardır. Kronik ürtiker ise toplumun yaklaşık %1 ila %3’ünde görülmektedir.

 

Akut Ürtiker
Akut ürtikerin nedenleri çoğu zaman bilinmemekle birlikte, enfeksiyonlar, bazı gıdalar ve ilaçlar bu durumu tetikleyebilir. Tedavisinde genellikle antihistaminik ilaçlar kullanılır; bazı durumlarda kortizon tedavisi de eklenebilir. Akut dönemde nedeni araştırılmalı, hastanın yakın dönemde geçirdiği enfeksiyonlar, kullandığı ilaçlar ve tükettiği gıdalar sorgulanmalıdır.

 

Kronik Ürtiker
Kronik ürtiker iki ana gruba ayrılır:
•    Kronik Spontan (Kendiliğinden) Ürtiker
•    Kronik Uyarılabilir Ürtiker

 

Kronik Spontan Ürtiker
Bu form, kronik ürtikerin en sık görülen türüdür. Belirli bir nedene bağlı değildir. Ürtiker lezyonlarını vücut kendisi üretir ve bir süre sonra kendiliğinden ortadan kaldırır. Ortalama süresi 2 ila 5 yıl arasında değişebilir.
Bu durum genellikle bağışıklık sisteminin kendi alerji hücrelerine karşı alerji antikoru (oto-alerji) veya otoimmün bağışıklık yanıtı geliştirmesiyle açıklanır. Başka bir ifadeyle, bu hastalık gıdalar gibi dışsal tetikleyicilerle ilişkili değildir. Bu nedenle gereksiz diyet uygulamaları, hastalığı hafifletmek yerine hastanın psikolojik yükünü artırabilir ve ürtikeri daha da kötüleştirebilir.
Tedavisinde ilk basamakta antihistaminik ilaçlar kullanılır. Dirençli olgularda ise biyolojik tedaviler ve immünsüpresif tedaviler gibi ileri tedavi seçeneklerine başvurulabilir.

 

Kronik Uyarılabilir Ürtiker
Kronik ürtikerin daha nadir görülen bu formu, genellikle fiziksel uyaranlarla tetiklenir. Bu gruptaki bazı alt türler şunlardır:
•    Semptomatik dermografizm (basınçla tetiklenen)
•    Solar ürtiker (güneş ışığıyla tetiklenen)
•    Sıcak ürtiker
•    Vibratuar ürtiker (titreşimle oluşan)
•    Soğuk ürtiker
•    Kolinerjik ürtiker (ter ürtikeri)

 

En sık görülen form semptomatik dermografizmdir. Bu hastalarda sürekli bir kaşıntı olur; kaşınan bölgelerde kızarıklık ve kabarıklık gelişir, ardından bir süre sonra bu bulgular kaybolur. Çorap lastiği, kemer gibi basınca maruz kalan bölgelerde şikayetler daha belirgindir.
 

Kolinerjik ürtiker ise genellikle sıcak banyo veya terleme sonrası ortaya çıkar. Ciltte toplu iğne başı büyüklüğünde kızarıklıklar gelişir ve yoğun kaşıntı ile seyreder.
Uyarılabilir ürtiker tedavisinde, mümkün olduğunca tetikleyici faktörlerden uzak durmak ve antihistaminik ilaçlar kullanmak önerilir.

 

Sonuç
Hastalarımız, bu hastalıkla ilgili umutsuzluğa kapılmamalı, özellikle kronik formunun zamanla geçeceğini bilmeli ve tedaviye bağlı kalmaktan vazgeçmemelidir. Ürtikeri kontrol altına alacak etkili ilaçlar mevcuttur. Bu nedenle hastalar mutlaka bu konuda uzmanlaşmış hekimlere başvurmalıdır.

 

Uyarı: Yukarıdaki içerik, Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından hazırlanmış olup kaynak belirtilmeden alıntılanamaz. Hekiminizle doğrudan görüşmeden tedavi amacıyla kullanılmamalıdır. Erişkin yaş grubu alerjik hastalıkları konusunda Prof. Dr. İnsu Yılmaz tarafından sunulan bu bilgiler, yalnızca genel sağlık bilgilendirmesi içindir; bireysel tıbbi uygulamalar ve tedavi planları için lütfen ilgili uzman hekiminize başvurunuz.
 

Image